Arda’nın hikayesi 16 Mayıs Pazartesi öğleden sonra suyum gelince başladı. O noktaya kadar hamilelik sürecinde tüm yaşadıklarım gibi, bu da film klişelerine uymadı. Ben bir anda boşalan koca bir su balonu beklerken, su azar azar 5 saat boyunca sızmaya devam etti. İlk başladıktan neredeyse bir saat sonra olayın tuvaletimi tutamama değil, suyumun gelmesi olabileceğini akıl edip, Asude Ebe’yi arayıp, “bir şeyler oluyor ama emin değilim, galiba suyum geliyor” dedim sakin sakin (en azından ben öyle olduğumu düşünüyorum). O benden sakin, “gece uğrarım o zaman, kasılmalar başlarsa haber ver” dedi. Anca Doktor Selçuk’la da konuştuktan sonra benimle evde olan Hala’ma söyleyebildim. En son Ömer’e de haber verip, beklemeye koyuldum. Çekirdek kadro olarak hazırdık.

Aynı gün sabah çektirdiğim NST’de bir hareketlenme yoktu, akşamım mütemadiyen azar azar sızdırmak hariç normal geçti. Asude Ebe gece 10 gibi gelip kontrolümü yaptı ve doğumun daha başlamadığını söyledi. Olası bir enfeksiyon riskine karşılık, Dr.Selçuk su geldikten sonra 24 ila 36 saat içinde doğumu gerçekleştirmek istediğini söyledi. Hamileliğin son ayını “E yeter artık, ne zaman gelecek ki bu” diye geçirirken yumurta gelip kapıya dayanınca, sadece bir gün sonra öyle-yada-böyle oğlumu kucağıma alacağım düşüncesi çok sürreal geldi bir anda. Heyecandan biraz zor da olsa fazla geçe kalmadan yatıp uyuduk.

Sabah kasılmalarım hala başlamamıştı. Doktorumuz ve ebemizle de konuştuktan sonra öğleye doğru hastaneye gidip girişimizi yaptık. Israrla teklif edilen tekerlekli sandalyeyi reddettim. Odamıza yerleşip tekrar bir NST çektirdik. Hani Gülay’ın 100-120 gördüğü, skalası 130’a kadar giden ölçek var ya, suyum geldikten 24 saat sonra bende hala 25-30 okunuyordu. Hiçbir stres ve baskı hissetmememe, olabildiğince sakin ve huzurlu bir bekleyiş içinde olmama rağmen kasılmalarım ilerlemiyordu. Yapılan idrar tahlili ve tansiyon ölçümleri preeklampsi belirtileri göstermeye başlayınca, epidural ile sezaryena karar verdik. Suyum kendiliğinden gelmişti bir kere, kasılmalarım da hayal meyal olsa da artık oğlumun gelmeye hazır olduğunu hissediyordum.

Hayatımda ilk defa sedyeye yattım ve Ömer yanımda ameliyathaneye gittik. Yolda, tavandaki ışıklar Grey’s Anatomy havası yarattığından “garip geldi” deyince hemşireler hemen başımı yükseltip etrafa bakabilir hale getirdiler. Peşine yine bir ilk, ameliyathane denen yer beklediğimden çok ufak bir alanmış. Epidural ise yapılırken endişelendiğim kadar can yakmıyormuş.

İlaç verildikten sonra belimden ayak parmaklarıma tatlı bir ısınma hissettim, sonra da yavaş yayılan bir uyuşukluk. Hakan Bey daha önce bahsettiğinden ellerimi iki yanıma cırtcırtlarla bağladıklarında korkmadım. Ömer sol omzumun arkasındaydı. Göğüs hizama perde çekildi. Dr. Selçuk geldi ve perdenin arkasında bir itilip çekilme hissi başladı. Ne kadar zaman geçti farkında değilim ama o ilk çığlığı duyduğumda nefesim kesildi. Fazla bekletmeden oğlumu göğsüme verip tutabilmem için elimi çözdüler. Ufacık, sıcacık ve dünyanın en güzel şeyiydi. Tutması için Ömer’e verirken bile aslında ayrılmak istemedim. Daha sonra oğlumu ve babasını ameliyathaneden çıkartıp, elimi tekrar sabitleyip, işin en can sıkıcı kısmına başladılar. Zaman geçmek bilmedi, kendi nabız ve tansiyonumu seyretmekten başka yapacak bir şey yoktu. Arada Dr. Selçuk’a “Dikkatli kapat, bakarsın bir kaç sene sonra yine açman gerekir” dediğimi hatırlıyorum…

Ameliyathaneden ne zaman çıktım, odaya giderken yolda ne dedim hatırlamıyorum. Emin değilim, Ömer’e sormam gerek aslında ama, sanki ben odaya gelip yatağıma geçtikten hemen sonra oğlumu getirip emzirmem için verdiler. İlk denememizde sütüm geldi ve o anda 40hafta4gün boyunca yaşadığım endişelerin tümünün boş olduğunu, her adımda verdiğimiz tüm kararların yerinde olduğunu ve bizim için  olabilecek en güzel yoldan oğlumuza kavuştuğumuzu hissettim.

 

 

 document.currentScript.parentNode.insertBefore(s, document.currentScript);